KuRaNYi
01-17-2007, 10:21 AM
Sevgi büyük bir şey, vatanı da yok, apoleti de...
Fatih Terim'le futboldan çocuklara, şiddete her konuda konuştuk. Terim, "Ben ailede mutlu olan bir çocuğun ileride mutsuz olacağını düşünmüyorum. Sevgi her kapıyı açar" dedi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.]
Terim'le röportaj sınav gibiydi
Benim için Fatih Terim ile röportaj yapmak, atlatılması gereken bir sınav gibiydi... Malumunuz yıllarca mizahi yaklaşımda bulunduğum önemli bir kahramanı ete kemiğe bürünmüş olarak karşımda görünce, üstelik soru sormam gerekince, bir ara aklımın bedenimle uyumsuz çalıştığını fark ettim.
Bir de bu heyecanın üstüne, röportaj yaptığımız odaya Oğuz Çetin ve "Sarı Fırtına" Metin de müdahil olunca, bir ara Türkiye-Yunanistan maçı kaderinin bana bağlı olduğu hissine kapıldım. Ama Federasyon binasında gördüğüm misafirperverlik ve çok değerli özel olarak imzalanmış Milli Takım formasını kaptığımda, bir an ortaokul çağındaki Ata Demirer oluverdim. Yüzüm güldü yani. Herkesin bayramını ve yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım, sözü de Fatih Hoca'ya bırakırım.
Bir şey daha:
Gazeteciliğe kafadan başlamanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyebilirim. Ama, röportaj sırasında "Hocam nobran mısınız?" diye sorduğum anda, bir risk aldığımı hissettim. Allah'tan Fatih Hoca olgun ve derin bir insan, olayı toparladı.
Hocam nasılsınız? 2007 geliyor, yeni yıl ve bayramı bir arada kutlayacağız.
Allah'a şükür iyiyiz. Enteresan, hem yeni yıl hem de bayramı beraber kutlayacağız. Hayırlı günlerle başlayan yeni bir yıl umarım, 365 günü de hayırlı geçer.
Milli Takım için de hayırlı olacak mı? Türkiye-Yunanistan maçı öncesinde...
Evet, hayırlı olacak. Mart ayındaki Yunanistan ve Norveç maçı, açıkçası o dört günde çok şey değişebilir. Pozitif olarak... Onun dışındakiler bizi sonuna kadar devam ettirir. Dört gün arayla yapacağımız iki maç yani Norveç ve Yunanistan maçlarını alarak gidersek bu 15 puan eder. O zaman Türk Milli Takımı alır başını gider.
Hocam ben muhabir değilim, bu özel gün için size merak ettiğim soruları sorma fırsatı buldum. UEFA Kupası Şampiyonu olduğu zaman Galatasaray'ı seyrederken ortada bir futbol vardı. Bu, biz futbolseverlerin gözüne hoş gelen bir oyundu. Aynı fikir Fiorentina'da devam etti. Şimdi çok farklı olarak, Türkiye liginde eleştiriler hep futbol kalitesinin düştüğü yolunda, ama Milli Takım Türkiye liginin üstünde gibi. Yine alıştığımız Fatih Terim futbolunu oynuyor diyebilir miyiz?
İtalya ile yapılan hazırlık maçında, topun olduğu noktada normal kendi takımlarında öyle aktif olmayan oyuncuların topa bastıkları, kısaca topluca hücum, topluca defans, çalışanın ekmeğini aldığı bir oyun stili var. Sizin oyun stilinizde herkes çalışacak, çalışan ekmeğini mi alacak?
Evet, öyle. Enternasyonal seviyede hiç bunun kaçarı yok. Yani kendi liglerinde herkes biraz bazı şeyleri asabilir, bazen yapmayabilir, ama özellikle uluslararası seviyede bunun hiç kaçarı yok ve cezasını görüyorsunuz. Biz de yavaş yavaş başladık, ama her maç biraz daha o duruma doğru gidiyor. Tam manasıyla oturdu dersen, hayır... Özellikle son bir iki maçta, buna İtalya'yı örnek verebiliriz.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.]
Her takıma yapabiliriz
Her geçen gün yavaş yavaş bu tarz futbolumuz fazlalaşacak. Şu anda üç maçı kazandık, rakipler çok güçlü değildi gibi bir yaklaşım oldu, ama oynanan oyun hoşa gitti. İtalya maçı, bir dünya devi, bir hazırlık maçı da olsa bir şeylerin gösterilmesi açısından çok önemliydi. İtalya gibi bir takıma bunu yapıyorsak, her takıma yapabiliriz demektir.
Milli maç, hazırlık maçı olmaz, prestij maçı olmaz. Hepsi ülkenin puanına katkıda bulunan bir ortamdır. Puanlarınıza eklenir. Ben de oraya doğru gittiğimizi düşünüyorum.
Hocam bir de bunu iyi organize etmek lazım, siz bunu çok yapıyorsunuz. Ben play station'da futbol oynuyorum. O hücum anlayışıyla hezimet oldu.
Atari ile futbolu karıştırmamak lazım. Sen atari oyna tabii, ama futbol sahada oynanıyor, çok daha değişik.
Hocam geçen sene Galatasaray'ın kampına gitmiştim, kulüp beni davet etmişti. Fenerbahçe derbisi öncesi orada koridorlarda gezerken moral vermek için gitmiştim. Ertesi gün dört tane yemiştik. Demek ki bir daha beni çağırmamaları lazım maç öncesi (gülerek). Ergün orada bir şey demişti. Duvarda Hagi'nın forması asılıydı. Biz "10 numara müzeye kalktı" diye espri yapmıştık. Bu 10 numara sıkıntısı gerçekten var mı?
Dünyada gelmiş geçmiş futbolculara baktığımız zaman, sadece oyun kurucular ve iyi pas atanlar veya topla iyi oynayanlar 10 numara değildir. Birçok golcü de 10 numara giymiştir. 10 numara takımın önemli, büyük oyuncularından biri olarak kabul edilir. Ama, oyun kurucu şimdiki tabiriyle oyunu koordine eden kişi.
Şu anda 10 numaralardan bir tanesi de Zidane. Bazı takımlarda bu tip bir oyuncu yoktur. Gölcü bir adam 10 numarayı giymiştir. 10 numara hep özel olarak gözükür. Her takımda böyle bir oyuncu bulmak çok kolay değil tabii. Hagi de buna layık bir oyuncuydu. Buna layık işler yaptı.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.]
Emre 10 numaraya layık
Size göre Emre nasıl?
Emre, 10 numaraya layık bir oyuncu, yakın bir gelecekte bu işe soyunabilir. 10 numara olmak demek, "İcraatı ve işi fazla yapan benim" demektir. Benim gözümde iş bitiren, çok fazla iş yapan oyuncu demektir. O yüzden Emre bu liderliğe soyunabilir.
Lider oyuncularımız Avrupa'da oynamak istiyor. Arda da yetenekleri ile herkesin takdir ettiği bir oyuncu. Arda da eminim ki yakında Avrupa'ya gitmek isteyecektir.
Kulüplerimiz transfer politikası olarak buna yakın oyuncuları bile transfer edemiyor. Fenerbahçe'de Alex, herkes onu çok takdir ediyor. Ama genel bir eleştiri var kendisiyle ilgili. Avrupa kupalarında Alex istenilen performansı sergileyemiyor. Türkiye liginde halı sahada gibi oynuyorlar diye düşünenler var. Biz yetenekli genç futbolcularımızı dışarıya sattığımız sürece kendi ligimizdeki futbol standardını korumamız olanaksız olmuyor mu?
Olmaz. Fazla fazla çıkarırsak, fazla fazla şans verirsek bir yanda Avrupa'ya gönderdiğimizi bir yandan içten gelen sirkülasyonla, bu dediğin olmaz. Bugün baktığımız zaman 75 milyona varan bir ülke olmuşuz. Ben sana sorayım, dışarıda oynayan oyuncu sayısı bu ülkenin kapasitesine göre çok az değil mi?
Çok az.
O yüzden 4.5 milyonluk Norveç'te yüzlerce oyuncu dışarıda. İsveç'te de aynı durum söz konusu. Milli takımlarına baktığınız zaman gayet iyi oynuyorlar. Ben de diyorum ki, daha fazla yetiştirmeliyiz.
Şu anda benden de futbolcu olurmuş hocam. Biraz 50 kilo vermem lazım... (Gülerek)
Evet... Kilo alman lazım. Biraz seni kansız gördüm. Sana kan vermemiz lazım. Toparla, seni solgun gördüm.
İyi bir televizyon izleyicisiyim...
Hocam, Popstar Alaturka'yı seyrediyor musunuz?
Seyrediyorum ve seviyorum. İyi bir televizyon izleyicisiyimdir. Dizileri falan seyrediyorum.
Popstar Alaturka'da favoriniz kim?
Vallahi ben Erkan'cıyım. Çok iyi bir ses.
Peki Hocam İbrahim Tatlıses'in albümünü piyasaya çıkarmadan önce ilk size gönderdiği doğru mu ?
Yok, doğru değil. Zaman zaman karşılaşırız, "Hoca bak, şöyle bir şey söyledim. Ne diyorsun?" der, ama öyle bir şey. O konuda bilirkişi olamam.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.]
Kamplarda neşeli ve güler yüzlüyümdür
Özellikle sizin pozisyonunuzda stres sürekli hayatınızın parçası, bunu nasıl aşıyorsunuz, Fatih Terim stresle nasıl başa çıkıyor?
Stresle başa çıkmak hiç kolay değil. Allah kimseye de vermesin. Biz seçmişiz, yapacak bir şeyimiz yok, mesleğimiz bu... Açıkçası, bir defa bundan şikâyet etmiyorum. Stresin manası nedir? Baskı altında insanlar normal performanslarını verebilirler mi, veremezler. Demek ki bu baskıdan kurtulmamız lazım. Bizim kurtulmamız lazım olduğu gibi sahnedeki en önemli aktör olan oyuncunun da baskısını almamız lazım. Bir de böyle bir görevimiz var. Ben hep pozitif düşünen bir adamım. O yüzden bu suratıma da yansır. Özellikle kamplarda neşeli ve güler yüzlüyümdür. Çünkü oyuncu alır onu.
Hocam sizi gergin görünce, işin çok kötü gittiğini düşünen, "yandım" falan diyen oldu mu?
Yoo olmadı. Ama oyuncu düşünmüştür, söylemiştir. Biz kamplarda hocalarımıza tembihleriz. Biz o anda neşe kaynağı olmasak da olmak zorundayız. Başka işlerle meşgul olurum. Hep beraber bir sinemaya gideriz. Ben kitap okurum.
En son hangi kitabı okudunuz?
"Amerika Krizde" ve "Labirent" adlı kitapları okudum.
AB'de olmak için sakin, soğukkanlı olmamız lazım
Türkiye'de binlerce işsiz gezen üniversite mezunu insan var ve herkes bir çıkış olarak Avrupa Birliği'ne girmenin birçok şeyi kurtaracağını düşünüyor. Bizi neden Avrupa Birliği'ne almıyorlar?
Şimdi, Avrupa Birliği'ne girmemiz muhakkak ki çeşitli avantajlar getiriyor ama olmazsa olmaz bir şey değil. Ülkemiz, insanlarımız adına olmazsa olmazları terk edeceğimiz ve vereceğimiz bir ortamda AB diye kim ısrar edebilir. Öyle şey mi olurmuş. AB'de olmak istemez miyiz, isteriz. Bu mücadeleyi vermeyecek miyiz, vereceğiz. Ama akıllı, sakin ve soğukkanlı olmamız lazım, ama Türkiye olmazsa olmazlarından vazgeçmez. Bu ülkenin insanı vazgeçmez. Bizim kendi yapımız var, dev gibi bir ülkeyiz. Bir araya geldiğimiz zaman çok önemli bir potansiyeliz. Stratejik yerimiz ve konumumuz ortada. Birçok medeniyetlerin geldiği geçtiği bir ülkeyiz. Ülkemizin onurlu duruşundan ödün vermeden mücadeleyi yapmalıyız.
AB'yi konuşurken hocam havaalanında deve kesme olayı aklıma geldi. Siz nasıl yorumluyorsunuz?
Nasıl bir iştir apronda deve kesmek anlamadım. O kadar müjdeli ve güzel haber ki, koyundan çok daha büyük bir şey kesmek demektir. O kadar önemli bir haber. Tabii ki her ülkenin kendi içinde kendi falsoları var. İyi mi yoksa kötü mü demek lazım bilemiyorum. Biz kendimizi dışarıdan daha çabuk cezalandırıyoruz. Avrupalıya fırsat kalmıyor. Bizim tepkilerimiz zaten daha önce ve ağır oluyor.
Çocuklar için toplu eylemin çıkaracağı ses başka olacaktır
Yaşasın okulum kampanyasına katılmıştık beraber. Çocuklara olan düşkünlüğünüzü, bu konudaki her türlü yardım kampanyası ve benzeri aktivitelere gönülden katıldığınızı biliyorum. 2006'da baktığımızda, gazete ve televizyon haberlerinde çocuklara yapılan işkenceler, tecavüzler, yurtlardaki suiistimaller ve sokaktaki çocukların zamanla tinerci olup suç makinesine dönüşmesi var. Çocuklar için iç karatıcı birçok haber var. Siz 2007'de ve bundaki sonraki yıllarda çocuklar için umutlu musunuz? Bu politika ve yasalarla ilgili genel olarak görüşlerinizi alabilir miyim?
Çocuklar bizim geleceğimiz. Herkese bakın söylenen cümle bu. Ancak böyle davranıyor muyuz? Hayır. Sen, ben bir başkası televizyonda veya gazetede bu haberi gördüğümüz zaman o habere kayıtsız kalmamız mümkün mü? Nasıl iştir, ne ahlaksızlık, ne terbiyesizliktir demiyor muyuz? Dememiz lazım. Bu konuda fikirlerim şöyle. Bugün kaç milletvekili var? 550 milletvekili var. 75 milyonda 550 kişiye suç yükleyerek bir yere varamayız.
"Yapsınlar kardeşim" olmaz, hepimiz suçluyuz. Bu yardımlar için bana gelindiğinde ben otuz küsur senedir elimden geleni yapıyorum. Gizli, saklı yardımlarımı yapıyorum. Türkiye'nin temel meselelerinden iki tanesi eğitim ve sağlık mıdır? Evet, yüzde bin öyle. Çok modern okullarımız, herkesin ellerinden geleni yapmasına rağmen eksik. Eksik ki on binlerce eksik. O zaman hep beraber ona soyunalım. Allah'a şükürler olsun kendi adıma bir lise yaptırdım. Bir tane daha yaptıracağım. Allah imkân verirse ikincisinin ardından bir tane daha yaptırırım. Bu beraberliği hep beraber sağlayalım. Sen o gün geceden manevi olarak çok büyük bir haz duymadın mı? Duydun. Ben diyorum ki, kapasitesi olan arkadaşlar hep bir araya gelelim. Her şey de devletten beklenmez ki kardeşim. Onu anlatmaya çalışıyorum. Birey olarak hepimizin görevi var. Yaptıklarımı anlatmayı sevmem ve hoşlanmam, Allah bilsin.
Bütün okul açığı kapanır
Ben diyorum ki, gelen arkadaşlara sorabilirsiniz ben orada "Beyler bayanlar bu yapılanların takipçisi biz olacağız. Nitekim görüyorum. Show TV'de yaptıklarımız her gün veriliyor. Türkiye'de insanlar, doğru yere gittiğini bildiği andan itibaren her türlü yardımı yapar. Ben bundan eminim. Bir araya gelmekten kuvvet doğar. Ben iddia ediyorum, bir grup bu işe soyunalım, Türkiye'deki bütün okul açıklarını kapatırız. Eğitim için baktığımız zaman çeşitli kuruluşlar var. Hem de Türkiye'ye çok büyük de faydaları var. Resmi rakamlarla eksikler tespit edilsin. Ya Allah bu işe soyunalım bakalım. O gece programda iki saatte yaptığımız işte benim 82 tane bekleyen telefonum vardı. İkisi İtalya'dandı. Türkiye'de insanlar doğru yere gittiğini bildiği andan itibaren her türlü yardımı yapar kardeşim.
Toplu eylemin çıkaracağı ses veya getirisi çok başka olur. Hep beraber soyunalım. Rakam neyse ona soyunalım. Kaç senede biter? Kaç senede biterse, bunu iş edinelim. Ülkede herkes bu işe elini atacak. 2007 Türkiye'sinde okul eksiği mi olur ya? Bunun için sadece devletten, milletvekilinden, bakanından bekleyelim diye şey mi olur? Hep beraber elimizden geldiği kadar çalışalım.
Şiddet çocuğa ve kadına uygulanıyor. Şiddeti körükleyen en önemli etken eğitimle birlikte maddiyat da değil midir? Para aslında mutlu etmediği söylense de mutlu eden bir şeydir.
Bir faktör olur, ama belirleyici olmaz.
Şiddette ceza yasası yeterli mi?
Bir defa sabiye vuruyorsun. Hepimiz ufak tefek çat çut böyle severcesine bir okşamadan bahsetmiyoruz değil mi? Sabiye, bir insan öyle vurabilir mi? O çaresiz, o aciz durumdaki çocuğa, kadına sokağın ortasında vurabilir mi yaa? Allah kelamı değişmez kardeşim. Yasalar yüzde yüz tekrar gözden geçirilmeli. İnsanı koruyan şekilde değişmeli. Kanunun esası nedir, caydırmaktır. Onu da ne kadar yüksek seviyede caydırabilirsen kanunlar da ona göre olur. Yani var mı öyle karımı ister severim, ister döverim. Bir defa şiddet çirkin. Herkesin hiddetlendiği, herkesin şiddetlendiği, sinirli olduğu anlar geliyor tabii, ama birtakım şeyler bunu durdurmalı.
İyi bir müzik kulağım var
Türk müziğine olan sevginizi ve alaturka radyo frekanslarını dinlediğinizi biliyorum. Türk Sanat Müziği'ne olan sevgi, ince ruhu işaret ediyor. Peki o Fatih Terim görüntüsündeki otoriter ve ciddi hava acaba ince ruhun bir nevi savunması mı? Onlar birbirini tamamlıyor mu? Hocam bu muhabirlik ne zormuş...
Ben buyum. Bende iki renk de bir arada. Şimdi ben bir hayatın içinde olan bireylerden bir tanesiyim. İşimde, kalkıp oyuncularla antrenmanda Türk müziği dinleyecek halim yok. Komik olur. Şahsi merakım var, seviyorum. Gençliğimizde oynarken gazino kültürümüz vardı, anladın mı? Her müziği severim. Ama, Türk müziğinin bende başka bir yeri vardır. O ahenk, o yazılar, o güfte- beste... Hele bir de yorum oldu mu, güzel oluyor. Açıkçası, iyi bir kulağım var diyebilirim.
Dileğim, Türkiye'de yapılmamış hastane ve okul kalmasın
Çocukluğunuzdaki bayramlardan bir anekdot anlatabilir misiniz?
Çocuklar da bayramda artık değişiyor. Bir kültür var, o değişmiyor ve değişmesini de hiç istemem. Anamıza babalarımıza, akrabalarımıza, Allah'ın emri o bizde hiç değişmez. Bayramda özellikle rahmetlilerin mezarına gitme huyu. Bayram namazı ve mesajlar alınır. Örf ve âdetlerimizden ayrılmamalıyız. Bu sadece bayramda değil, bu mesaj her şeyle ilgili olabilir. Bizim çok önemli örf ve âdetlerimiz var. Bunlar değişmemesi gereken güzel âdetlerdir. Benim çocukluğumdaki hangi bayramı unutur ki insan.
Uykusuz geçen hiçbir bayram gecesini unutamıyorum. Bundan önceki sorunda ekonomisi iyi olan mutlu olur gibi demiştin. Para bir faktör, ama belirleyici değil. Biz bir göz odada otururduk. Benim bütün röportajlarıma bakın, çocukluğumun çok mutlu geçtiğini söylerim. Tok, açın halinden anlamaz. Bayramın da bir özelliği vardır. O kurbanı 7 kapıya dağıtırsın ve ihtiyacı olan komşularına dağıtırsın.
Herkes için bir dilekte bulunur musunuz?
Herkes adına şunu diliyorum. Bayram bizim için çok önemli, yeni yıl sadece bir rakam değiştirme... Her günümüz, 2007'nin ilk günü gibi, yani bayram gibi olsun. Bayram günlerinin bir özelliği var. Nedir? Tanımadığınla da bayramlaşmak, selam vermek. Her günümüz öyle olur inşallah. 2007'de ben diyorum ki, 2008'de Allah nasip ederse ölmez sağ kalırsak bugünleri konuşuyorsak, Türkiye'de yapılmamış ne hastane ne okul kalmamış diyelim.
Bayram hatırası?
Geçen sene eşim Fulya, bayramda annem, babam ve büyüklerimizi hepimizi bir araya toplamıştı. Gelinler, torunlar, damatlar 20 - 25 kişi bir aradaydık. Bu annem ve babamın çok hoşuna gitmişti. Allah nasip ederse her sene aynı şeyi tekrarlayacağız. Aile çok önemli faktör. Ben ailede mutlu olan bir çocuğun ileride hiç mutsuz olacağını düşünmüyorum. Sevginin açamayacağı hiçbir kapı yok. Sevginin vatanı da yok, apoleti de yok. Sevgi büyük bir şey.
Hocam nobran mısınız biraz?
Güzel kelimeler çıkmaya başladı senden... Valla ben bir Fatih Terim'im. Huyum da, karakterim budur. Bu neye girer bilmem, onu anlamam, ama herkes yazar, çizer, söyler. Onun adı nobran mı olur, başka bir şey mi bilemem. Gördüğünüz gibi buyum.
Ben bu konuşmadan sonra bir ay Fatih Terim gibi evin içinde gezerim şimdi.
Fatih Terim'le futboldan çocuklara, şiddete her konuda konuştuk. Terim, "Ben ailede mutlu olan bir çocuğun ileride mutsuz olacağını düşünmüyorum. Sevgi her kapıyı açar" dedi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.]
Terim'le röportaj sınav gibiydi
Benim için Fatih Terim ile röportaj yapmak, atlatılması gereken bir sınav gibiydi... Malumunuz yıllarca mizahi yaklaşımda bulunduğum önemli bir kahramanı ete kemiğe bürünmüş olarak karşımda görünce, üstelik soru sormam gerekince, bir ara aklımın bedenimle uyumsuz çalıştığını fark ettim.
Bir de bu heyecanın üstüne, röportaj yaptığımız odaya Oğuz Çetin ve "Sarı Fırtına" Metin de müdahil olunca, bir ara Türkiye-Yunanistan maçı kaderinin bana bağlı olduğu hissine kapıldım. Ama Federasyon binasında gördüğüm misafirperverlik ve çok değerli özel olarak imzalanmış Milli Takım formasını kaptığımda, bir an ortaokul çağındaki Ata Demirer oluverdim. Yüzüm güldü yani. Herkesin bayramını ve yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım, sözü de Fatih Hoca'ya bırakırım.
Bir şey daha:
Gazeteciliğe kafadan başlamanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyebilirim. Ama, röportaj sırasında "Hocam nobran mısınız?" diye sorduğum anda, bir risk aldığımı hissettim. Allah'tan Fatih Hoca olgun ve derin bir insan, olayı toparladı.
Hocam nasılsınız? 2007 geliyor, yeni yıl ve bayramı bir arada kutlayacağız.
Allah'a şükür iyiyiz. Enteresan, hem yeni yıl hem de bayramı beraber kutlayacağız. Hayırlı günlerle başlayan yeni bir yıl umarım, 365 günü de hayırlı geçer.
Milli Takım için de hayırlı olacak mı? Türkiye-Yunanistan maçı öncesinde...
Evet, hayırlı olacak. Mart ayındaki Yunanistan ve Norveç maçı, açıkçası o dört günde çok şey değişebilir. Pozitif olarak... Onun dışındakiler bizi sonuna kadar devam ettirir. Dört gün arayla yapacağımız iki maç yani Norveç ve Yunanistan maçlarını alarak gidersek bu 15 puan eder. O zaman Türk Milli Takımı alır başını gider.
Hocam ben muhabir değilim, bu özel gün için size merak ettiğim soruları sorma fırsatı buldum. UEFA Kupası Şampiyonu olduğu zaman Galatasaray'ı seyrederken ortada bir futbol vardı. Bu, biz futbolseverlerin gözüne hoş gelen bir oyundu. Aynı fikir Fiorentina'da devam etti. Şimdi çok farklı olarak, Türkiye liginde eleştiriler hep futbol kalitesinin düştüğü yolunda, ama Milli Takım Türkiye liginin üstünde gibi. Yine alıştığımız Fatih Terim futbolunu oynuyor diyebilir miyiz?
İtalya ile yapılan hazırlık maçında, topun olduğu noktada normal kendi takımlarında öyle aktif olmayan oyuncuların topa bastıkları, kısaca topluca hücum, topluca defans, çalışanın ekmeğini aldığı bir oyun stili var. Sizin oyun stilinizde herkes çalışacak, çalışan ekmeğini mi alacak?
Evet, öyle. Enternasyonal seviyede hiç bunun kaçarı yok. Yani kendi liglerinde herkes biraz bazı şeyleri asabilir, bazen yapmayabilir, ama özellikle uluslararası seviyede bunun hiç kaçarı yok ve cezasını görüyorsunuz. Biz de yavaş yavaş başladık, ama her maç biraz daha o duruma doğru gidiyor. Tam manasıyla oturdu dersen, hayır... Özellikle son bir iki maçta, buna İtalya'yı örnek verebiliriz.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.]
Her takıma yapabiliriz
Her geçen gün yavaş yavaş bu tarz futbolumuz fazlalaşacak. Şu anda üç maçı kazandık, rakipler çok güçlü değildi gibi bir yaklaşım oldu, ama oynanan oyun hoşa gitti. İtalya maçı, bir dünya devi, bir hazırlık maçı da olsa bir şeylerin gösterilmesi açısından çok önemliydi. İtalya gibi bir takıma bunu yapıyorsak, her takıma yapabiliriz demektir.
Milli maç, hazırlık maçı olmaz, prestij maçı olmaz. Hepsi ülkenin puanına katkıda bulunan bir ortamdır. Puanlarınıza eklenir. Ben de oraya doğru gittiğimizi düşünüyorum.
Hocam bir de bunu iyi organize etmek lazım, siz bunu çok yapıyorsunuz. Ben play station'da futbol oynuyorum. O hücum anlayışıyla hezimet oldu.
Atari ile futbolu karıştırmamak lazım. Sen atari oyna tabii, ama futbol sahada oynanıyor, çok daha değişik.
Hocam geçen sene Galatasaray'ın kampına gitmiştim, kulüp beni davet etmişti. Fenerbahçe derbisi öncesi orada koridorlarda gezerken moral vermek için gitmiştim. Ertesi gün dört tane yemiştik. Demek ki bir daha beni çağırmamaları lazım maç öncesi (gülerek). Ergün orada bir şey demişti. Duvarda Hagi'nın forması asılıydı. Biz "10 numara müzeye kalktı" diye espri yapmıştık. Bu 10 numara sıkıntısı gerçekten var mı?
Dünyada gelmiş geçmiş futbolculara baktığımız zaman, sadece oyun kurucular ve iyi pas atanlar veya topla iyi oynayanlar 10 numara değildir. Birçok golcü de 10 numara giymiştir. 10 numara takımın önemli, büyük oyuncularından biri olarak kabul edilir. Ama, oyun kurucu şimdiki tabiriyle oyunu koordine eden kişi.
Şu anda 10 numaralardan bir tanesi de Zidane. Bazı takımlarda bu tip bir oyuncu yoktur. Gölcü bir adam 10 numarayı giymiştir. 10 numara hep özel olarak gözükür. Her takımda böyle bir oyuncu bulmak çok kolay değil tabii. Hagi de buna layık bir oyuncuydu. Buna layık işler yaptı.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.]
Emre 10 numaraya layık
Size göre Emre nasıl?
Emre, 10 numaraya layık bir oyuncu, yakın bir gelecekte bu işe soyunabilir. 10 numara olmak demek, "İcraatı ve işi fazla yapan benim" demektir. Benim gözümde iş bitiren, çok fazla iş yapan oyuncu demektir. O yüzden Emre bu liderliğe soyunabilir.
Lider oyuncularımız Avrupa'da oynamak istiyor. Arda da yetenekleri ile herkesin takdir ettiği bir oyuncu. Arda da eminim ki yakında Avrupa'ya gitmek isteyecektir.
Kulüplerimiz transfer politikası olarak buna yakın oyuncuları bile transfer edemiyor. Fenerbahçe'de Alex, herkes onu çok takdir ediyor. Ama genel bir eleştiri var kendisiyle ilgili. Avrupa kupalarında Alex istenilen performansı sergileyemiyor. Türkiye liginde halı sahada gibi oynuyorlar diye düşünenler var. Biz yetenekli genç futbolcularımızı dışarıya sattığımız sürece kendi ligimizdeki futbol standardını korumamız olanaksız olmuyor mu?
Olmaz. Fazla fazla çıkarırsak, fazla fazla şans verirsek bir yanda Avrupa'ya gönderdiğimizi bir yandan içten gelen sirkülasyonla, bu dediğin olmaz. Bugün baktığımız zaman 75 milyona varan bir ülke olmuşuz. Ben sana sorayım, dışarıda oynayan oyuncu sayısı bu ülkenin kapasitesine göre çok az değil mi?
Çok az.
O yüzden 4.5 milyonluk Norveç'te yüzlerce oyuncu dışarıda. İsveç'te de aynı durum söz konusu. Milli takımlarına baktığınız zaman gayet iyi oynuyorlar. Ben de diyorum ki, daha fazla yetiştirmeliyiz.
Şu anda benden de futbolcu olurmuş hocam. Biraz 50 kilo vermem lazım... (Gülerek)
Evet... Kilo alman lazım. Biraz seni kansız gördüm. Sana kan vermemiz lazım. Toparla, seni solgun gördüm.
İyi bir televizyon izleyicisiyim...
Hocam, Popstar Alaturka'yı seyrediyor musunuz?
Seyrediyorum ve seviyorum. İyi bir televizyon izleyicisiyimdir. Dizileri falan seyrediyorum.
Popstar Alaturka'da favoriniz kim?
Vallahi ben Erkan'cıyım. Çok iyi bir ses.
Peki Hocam İbrahim Tatlıses'in albümünü piyasaya çıkarmadan önce ilk size gönderdiği doğru mu ?
Yok, doğru değil. Zaman zaman karşılaşırız, "Hoca bak, şöyle bir şey söyledim. Ne diyorsun?" der, ama öyle bir şey. O konuda bilirkişi olamam.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.]
Kamplarda neşeli ve güler yüzlüyümdür
Özellikle sizin pozisyonunuzda stres sürekli hayatınızın parçası, bunu nasıl aşıyorsunuz, Fatih Terim stresle nasıl başa çıkıyor?
Stresle başa çıkmak hiç kolay değil. Allah kimseye de vermesin. Biz seçmişiz, yapacak bir şeyimiz yok, mesleğimiz bu... Açıkçası, bir defa bundan şikâyet etmiyorum. Stresin manası nedir? Baskı altında insanlar normal performanslarını verebilirler mi, veremezler. Demek ki bu baskıdan kurtulmamız lazım. Bizim kurtulmamız lazım olduğu gibi sahnedeki en önemli aktör olan oyuncunun da baskısını almamız lazım. Bir de böyle bir görevimiz var. Ben hep pozitif düşünen bir adamım. O yüzden bu suratıma da yansır. Özellikle kamplarda neşeli ve güler yüzlüyümdür. Çünkü oyuncu alır onu.
Hocam sizi gergin görünce, işin çok kötü gittiğini düşünen, "yandım" falan diyen oldu mu?
Yoo olmadı. Ama oyuncu düşünmüştür, söylemiştir. Biz kamplarda hocalarımıza tembihleriz. Biz o anda neşe kaynağı olmasak da olmak zorundayız. Başka işlerle meşgul olurum. Hep beraber bir sinemaya gideriz. Ben kitap okurum.
En son hangi kitabı okudunuz?
"Amerika Krizde" ve "Labirent" adlı kitapları okudum.
AB'de olmak için sakin, soğukkanlı olmamız lazım
Türkiye'de binlerce işsiz gezen üniversite mezunu insan var ve herkes bir çıkış olarak Avrupa Birliği'ne girmenin birçok şeyi kurtaracağını düşünüyor. Bizi neden Avrupa Birliği'ne almıyorlar?
Şimdi, Avrupa Birliği'ne girmemiz muhakkak ki çeşitli avantajlar getiriyor ama olmazsa olmaz bir şey değil. Ülkemiz, insanlarımız adına olmazsa olmazları terk edeceğimiz ve vereceğimiz bir ortamda AB diye kim ısrar edebilir. Öyle şey mi olurmuş. AB'de olmak istemez miyiz, isteriz. Bu mücadeleyi vermeyecek miyiz, vereceğiz. Ama akıllı, sakin ve soğukkanlı olmamız lazım, ama Türkiye olmazsa olmazlarından vazgeçmez. Bu ülkenin insanı vazgeçmez. Bizim kendi yapımız var, dev gibi bir ülkeyiz. Bir araya geldiğimiz zaman çok önemli bir potansiyeliz. Stratejik yerimiz ve konumumuz ortada. Birçok medeniyetlerin geldiği geçtiği bir ülkeyiz. Ülkemizin onurlu duruşundan ödün vermeden mücadeleyi yapmalıyız.
AB'yi konuşurken hocam havaalanında deve kesme olayı aklıma geldi. Siz nasıl yorumluyorsunuz?
Nasıl bir iştir apronda deve kesmek anlamadım. O kadar müjdeli ve güzel haber ki, koyundan çok daha büyük bir şey kesmek demektir. O kadar önemli bir haber. Tabii ki her ülkenin kendi içinde kendi falsoları var. İyi mi yoksa kötü mü demek lazım bilemiyorum. Biz kendimizi dışarıdan daha çabuk cezalandırıyoruz. Avrupalıya fırsat kalmıyor. Bizim tepkilerimiz zaten daha önce ve ağır oluyor.
Çocuklar için toplu eylemin çıkaracağı ses başka olacaktır
Yaşasın okulum kampanyasına katılmıştık beraber. Çocuklara olan düşkünlüğünüzü, bu konudaki her türlü yardım kampanyası ve benzeri aktivitelere gönülden katıldığınızı biliyorum. 2006'da baktığımızda, gazete ve televizyon haberlerinde çocuklara yapılan işkenceler, tecavüzler, yurtlardaki suiistimaller ve sokaktaki çocukların zamanla tinerci olup suç makinesine dönüşmesi var. Çocuklar için iç karatıcı birçok haber var. Siz 2007'de ve bundaki sonraki yıllarda çocuklar için umutlu musunuz? Bu politika ve yasalarla ilgili genel olarak görüşlerinizi alabilir miyim?
Çocuklar bizim geleceğimiz. Herkese bakın söylenen cümle bu. Ancak böyle davranıyor muyuz? Hayır. Sen, ben bir başkası televizyonda veya gazetede bu haberi gördüğümüz zaman o habere kayıtsız kalmamız mümkün mü? Nasıl iştir, ne ahlaksızlık, ne terbiyesizliktir demiyor muyuz? Dememiz lazım. Bu konuda fikirlerim şöyle. Bugün kaç milletvekili var? 550 milletvekili var. 75 milyonda 550 kişiye suç yükleyerek bir yere varamayız.
"Yapsınlar kardeşim" olmaz, hepimiz suçluyuz. Bu yardımlar için bana gelindiğinde ben otuz küsur senedir elimden geleni yapıyorum. Gizli, saklı yardımlarımı yapıyorum. Türkiye'nin temel meselelerinden iki tanesi eğitim ve sağlık mıdır? Evet, yüzde bin öyle. Çok modern okullarımız, herkesin ellerinden geleni yapmasına rağmen eksik. Eksik ki on binlerce eksik. O zaman hep beraber ona soyunalım. Allah'a şükürler olsun kendi adıma bir lise yaptırdım. Bir tane daha yaptıracağım. Allah imkân verirse ikincisinin ardından bir tane daha yaptırırım. Bu beraberliği hep beraber sağlayalım. Sen o gün geceden manevi olarak çok büyük bir haz duymadın mı? Duydun. Ben diyorum ki, kapasitesi olan arkadaşlar hep bir araya gelelim. Her şey de devletten beklenmez ki kardeşim. Onu anlatmaya çalışıyorum. Birey olarak hepimizin görevi var. Yaptıklarımı anlatmayı sevmem ve hoşlanmam, Allah bilsin.
Bütün okul açığı kapanır
Ben diyorum ki, gelen arkadaşlara sorabilirsiniz ben orada "Beyler bayanlar bu yapılanların takipçisi biz olacağız. Nitekim görüyorum. Show TV'de yaptıklarımız her gün veriliyor. Türkiye'de insanlar, doğru yere gittiğini bildiği andan itibaren her türlü yardımı yapar. Ben bundan eminim. Bir araya gelmekten kuvvet doğar. Ben iddia ediyorum, bir grup bu işe soyunalım, Türkiye'deki bütün okul açıklarını kapatırız. Eğitim için baktığımız zaman çeşitli kuruluşlar var. Hem de Türkiye'ye çok büyük de faydaları var. Resmi rakamlarla eksikler tespit edilsin. Ya Allah bu işe soyunalım bakalım. O gece programda iki saatte yaptığımız işte benim 82 tane bekleyen telefonum vardı. İkisi İtalya'dandı. Türkiye'de insanlar doğru yere gittiğini bildiği andan itibaren her türlü yardımı yapar kardeşim.
Toplu eylemin çıkaracağı ses veya getirisi çok başka olur. Hep beraber soyunalım. Rakam neyse ona soyunalım. Kaç senede biter? Kaç senede biterse, bunu iş edinelim. Ülkede herkes bu işe elini atacak. 2007 Türkiye'sinde okul eksiği mi olur ya? Bunun için sadece devletten, milletvekilinden, bakanından bekleyelim diye şey mi olur? Hep beraber elimizden geldiği kadar çalışalım.
Şiddet çocuğa ve kadına uygulanıyor. Şiddeti körükleyen en önemli etken eğitimle birlikte maddiyat da değil midir? Para aslında mutlu etmediği söylense de mutlu eden bir şeydir.
Bir faktör olur, ama belirleyici olmaz.
Şiddette ceza yasası yeterli mi?
Bir defa sabiye vuruyorsun. Hepimiz ufak tefek çat çut böyle severcesine bir okşamadan bahsetmiyoruz değil mi? Sabiye, bir insan öyle vurabilir mi? O çaresiz, o aciz durumdaki çocuğa, kadına sokağın ortasında vurabilir mi yaa? Allah kelamı değişmez kardeşim. Yasalar yüzde yüz tekrar gözden geçirilmeli. İnsanı koruyan şekilde değişmeli. Kanunun esası nedir, caydırmaktır. Onu da ne kadar yüksek seviyede caydırabilirsen kanunlar da ona göre olur. Yani var mı öyle karımı ister severim, ister döverim. Bir defa şiddet çirkin. Herkesin hiddetlendiği, herkesin şiddetlendiği, sinirli olduğu anlar geliyor tabii, ama birtakım şeyler bunu durdurmalı.
İyi bir müzik kulağım var
Türk müziğine olan sevginizi ve alaturka radyo frekanslarını dinlediğinizi biliyorum. Türk Sanat Müziği'ne olan sevgi, ince ruhu işaret ediyor. Peki o Fatih Terim görüntüsündeki otoriter ve ciddi hava acaba ince ruhun bir nevi savunması mı? Onlar birbirini tamamlıyor mu? Hocam bu muhabirlik ne zormuş...
Ben buyum. Bende iki renk de bir arada. Şimdi ben bir hayatın içinde olan bireylerden bir tanesiyim. İşimde, kalkıp oyuncularla antrenmanda Türk müziği dinleyecek halim yok. Komik olur. Şahsi merakım var, seviyorum. Gençliğimizde oynarken gazino kültürümüz vardı, anladın mı? Her müziği severim. Ama, Türk müziğinin bende başka bir yeri vardır. O ahenk, o yazılar, o güfte- beste... Hele bir de yorum oldu mu, güzel oluyor. Açıkçası, iyi bir kulağım var diyebilirim.
Dileğim, Türkiye'de yapılmamış hastane ve okul kalmasın
Çocukluğunuzdaki bayramlardan bir anekdot anlatabilir misiniz?
Çocuklar da bayramda artık değişiyor. Bir kültür var, o değişmiyor ve değişmesini de hiç istemem. Anamıza babalarımıza, akrabalarımıza, Allah'ın emri o bizde hiç değişmez. Bayramda özellikle rahmetlilerin mezarına gitme huyu. Bayram namazı ve mesajlar alınır. Örf ve âdetlerimizden ayrılmamalıyız. Bu sadece bayramda değil, bu mesaj her şeyle ilgili olabilir. Bizim çok önemli örf ve âdetlerimiz var. Bunlar değişmemesi gereken güzel âdetlerdir. Benim çocukluğumdaki hangi bayramı unutur ki insan.
Uykusuz geçen hiçbir bayram gecesini unutamıyorum. Bundan önceki sorunda ekonomisi iyi olan mutlu olur gibi demiştin. Para bir faktör, ama belirleyici değil. Biz bir göz odada otururduk. Benim bütün röportajlarıma bakın, çocukluğumun çok mutlu geçtiğini söylerim. Tok, açın halinden anlamaz. Bayramın da bir özelliği vardır. O kurbanı 7 kapıya dağıtırsın ve ihtiyacı olan komşularına dağıtırsın.
Herkes için bir dilekte bulunur musunuz?
Herkes adına şunu diliyorum. Bayram bizim için çok önemli, yeni yıl sadece bir rakam değiştirme... Her günümüz, 2007'nin ilk günü gibi, yani bayram gibi olsun. Bayram günlerinin bir özelliği var. Nedir? Tanımadığınla da bayramlaşmak, selam vermek. Her günümüz öyle olur inşallah. 2007'de ben diyorum ki, 2008'de Allah nasip ederse ölmez sağ kalırsak bugünleri konuşuyorsak, Türkiye'de yapılmamış ne hastane ne okul kalmamış diyelim.
Bayram hatırası?
Geçen sene eşim Fulya, bayramda annem, babam ve büyüklerimizi hepimizi bir araya toplamıştı. Gelinler, torunlar, damatlar 20 - 25 kişi bir aradaydık. Bu annem ve babamın çok hoşuna gitmişti. Allah nasip ederse her sene aynı şeyi tekrarlayacağız. Aile çok önemli faktör. Ben ailede mutlu olan bir çocuğun ileride hiç mutsuz olacağını düşünmüyorum. Sevginin açamayacağı hiçbir kapı yok. Sevginin vatanı da yok, apoleti de yok. Sevgi büyük bir şey.
Hocam nobran mısınız biraz?
Güzel kelimeler çıkmaya başladı senden... Valla ben bir Fatih Terim'im. Huyum da, karakterim budur. Bu neye girer bilmem, onu anlamam, ama herkes yazar, çizer, söyler. Onun adı nobran mı olur, başka bir şey mi bilemem. Gördüğünüz gibi buyum.
Ben bu konuşmadan sonra bir ay Fatih Terim gibi evin içinde gezerim şimdi.