siee_dünya
11-25-2006, 10:44 PM
İşte futbolumuzun son halleri!..
Türk futbolu en zavallı, en çaresiz, en korumasız dönemlerinden birini yaşıyor.
Hani hastaya grip aşısı yerine AIDS mikrobu şırınga etmeye kalksanız, bir Allah'ın kulu çıkıp da işlemeye çalıştığınız cinayetin hesabını sormayacak.
Bir tarafta ne pahasına olursa olsun mevcut yönetimi yıkma uğraşı, öte yanda garip, anlaşılmaz savunma stratejileri...
Tabii amaç Türk futbolunun gelişmesi, sağlam temellere oturması, uluslararası düzeyde saygınlığının artması, işi bilen profesyonel kadrolar tarafından yönetilmesi değil.
Kavga kişiselleşti, çirkinleşti, geçmişin hesaplaşmasına döndü.
Ve izbe köşelerde "Bu karmaşadan ne koparabilirim" diye bekleyen fırsat düşkünlerine gün doğdu!
Soruyorum şimdi;
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın düne kadar yüzüne bakmadığı, randevu taleplerini geri çevirdiği Hasan Doğan ile her gün seçim senaryolarına dayalı telefon görüşmesi yapması çok mu normaldir?
Ya da defalarca refüze edilmeyi içine sindirebilen Doğan'ın ortak çıkarlar söz konusu olunca Yıldırım ile işbirliğine gitmesi..?
Haluk Ulusoy'un bu kaos ortamında başta kavgalısı Fenerbahçe Kulübü'ne olmak üzere, Altay'a, Sarıyer'e, Ankaragücü'ne, Kartal'a, Beşiktaş'a ve sayamadığım onlarca kulübe proje karşılığı milyonlarca YTL altyapı yardımında bulunması doğal mıdır?
Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in "Kulüpler gereğini yapmazsa ben yaparım" mesajı, yasanın verdiği yetkiyi kullanmak mı, yoksa aba altından sopa göstermek midir?
Bursaspor Basın Sözcüsü Ahmet Genç'in, "Bursaspor Kulübü Ak Parti'nin borazanı değildir" şeklindeki şok çıkışı, Levent Kızıl'a durduk yere kafa tutmaya mı kalkmaktır?
6 sezon önce Samsunspor'u deplasmanda 3-1 yenip şampiyon olan Fenerbahçe'nin maçta şike yaptığı iddialarının zamanlaması, bunca yıl suskun kalan vicdanların aniden rahatsız olması mıdır?
Özhan Canaydın'ın bir dönem daha Kulüpler Birliği başkanı olma isteği, yarım kalan işlerini tamamlaması, Seyrantepe projesinin sonuçlandırılması ricası mıdır?
Hepsi de temiz olmadığını düşündüğüm bu oyunun birer parçasıdır.
Beyler sanıyor ki milletimin aklı olup bitenlere yetmiyor.
Senaryoyu yazıp oynayanlar zeka küpü..!
Lidersiz muhalefet
Ulusoy muhaliflerinin imza kampanyası ilk günkü şevkle olmasa da devam ediyor.
Yasal sınırda toplanacak imzaların olağanüstü genel kurula yeteceğini ancak federasyonu seçime taşımayacağını bilen grubun en büyük sıkıntısı, henüz bir "liderlerinin" bulunmayışı.
Şu hale bakın...
Tarihe kayıt düşülecek bir mücadeleye giriyorsunuz ve kimin peşinden gideceğinizi bilmiyorsunuz!
Soruyoruz;
"Hedefiniz ne?"
"Haluk Ulusoy gitsin."
"Peki yerine kim gelecek?"
"...."
"Başkan adayınız kim?"
"Şu an yok... Ama Şenes Erzik beye tekrar rica edeceğiz... Mutlaka gelmesi lazım."
"Kabul etmezse?"
"...."
"Bugüne dek lidersiz kazanılan bir savaş gördünüz mü?
"...."
"Son genel kurulda Ayhan Bermek'in karşısına Ulusoy değil de bir başkası çıksaydı seçimi kazanabilir miydi?
"Haklısın... Ulusoy'un adı kazanmasına yetti..!"
Yani ne pahasına olursa olsun yok etmek istediğiniz Ulusoy'un yerine bir başkan adayınız, sizi zafere taşıyacak bir lideriniz, futbol politikanız, alternatif projeleriniz, profesyonel kadrolarınız yok...
Ancak kelle koltukta savaşa gidiyorsunuz...
Ne kadar inandırıcı olabilirsiniz farkında mısınız?
Yaptığınız işin bireysel bir kavga olmadığını kamuoyuna nasıl anlatabilirsiniz düşündünüz mü hiç?
Kusura bakmayın ama...
Türk futbolunun kurtuluş reçetesi bu değil.
Üstelik beklentilere yanıt verecek yeterlilikte bir ekibin varlığına başta siz inanmıyorsunuz ki insanlar umutlansın.
Bu üçlüye dikkat!
Rövanş almayı kafaya koyan Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, geçen hafta başkentte ilginç bir "iş yemeği" yedi.
Vakıfbank'ın Çankaya'daki lokalinde, Şahin için protokol bölümünde ayrılan masada ünlü bir televizyon programı yapımcısı ile son genel kurulda Futbol Federasyonu başkanlığına aday olan işadamı vardı.
Şahin'in gece boyu ilgiyle dinlediği ve zaman zaman önerilerde bulunduğu bu şahıslar Ayhan Bermek ve Uğur Dündar'dan başkası değildi.
Ocak ayındaki genel kurulda Hasan Doğan ve ekibinin dolduruşuna gelen, seçimi kaybettikten sonra etrafında kimsecikleri bulamayan Bermek, bir kez daha futbolun "selameti" için kolları sıvamaya karar vermişti.
Etkileyici bir kadroyla kamuoyu karşısına çıkmaya hazırlanan Bermek, yakın gelecekte olağanüstü bir genel kurul yapılacağına öylesine inanmıştı ki, Uğur Dündar ile birlikte projelerini Bakan Şahin'e açmakta sakınca görmemişti.
Daha doğrusu, Şahin kanalıyla o güne kadar ulaşamadığı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "onayını" alabileceğini düşünmüştü. Bu yüzden de Uğur Dündar adı ayrı bir önem taşıyordu!
Bermek o akşam "Ekipte Hasan Doğan olmayacak" dese de, icazet istemenin bir bedeli olacağını bilecek kadar deneyimliydi.
Üstelik söz konusu şahıs Başbakan'ın aile dostu iken!
Bermek aynı hatayı tekrarlayacak mı? Bekleyeceğiz.
Uzatmayayım.
Bu iş yemeği bir gerçeği asla unutmamamız gerektiğini gösterdi.
Olası bir seçimde futbolun patronluğuna soyunacak adaylar, uğramaları gereken adresi bilecekler.
Bilecekler ki, Ulusoy'un durumuna düşmesinler.
Eeee.
Kimse kızmasın, etme bulma dünyası bu!
Biz istediğimiz kadar siyaset futbola, futbol siyasete bulaşmasın diye bas bas bağıralım...
Değiştirilemeyecek olan realite, onların birbirlerinin kolunda mutlu mesut yaşadıklarıdır.
Türk futbolu en zavallı, en çaresiz, en korumasız dönemlerinden birini yaşıyor.
Hani hastaya grip aşısı yerine AIDS mikrobu şırınga etmeye kalksanız, bir Allah'ın kulu çıkıp da işlemeye çalıştığınız cinayetin hesabını sormayacak.
Bir tarafta ne pahasına olursa olsun mevcut yönetimi yıkma uğraşı, öte yanda garip, anlaşılmaz savunma stratejileri...
Tabii amaç Türk futbolunun gelişmesi, sağlam temellere oturması, uluslararası düzeyde saygınlığının artması, işi bilen profesyonel kadrolar tarafından yönetilmesi değil.
Kavga kişiselleşti, çirkinleşti, geçmişin hesaplaşmasına döndü.
Ve izbe köşelerde "Bu karmaşadan ne koparabilirim" diye bekleyen fırsat düşkünlerine gün doğdu!
Soruyorum şimdi;
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın düne kadar yüzüne bakmadığı, randevu taleplerini geri çevirdiği Hasan Doğan ile her gün seçim senaryolarına dayalı telefon görüşmesi yapması çok mu normaldir?
Ya da defalarca refüze edilmeyi içine sindirebilen Doğan'ın ortak çıkarlar söz konusu olunca Yıldırım ile işbirliğine gitmesi..?
Haluk Ulusoy'un bu kaos ortamında başta kavgalısı Fenerbahçe Kulübü'ne olmak üzere, Altay'a, Sarıyer'e, Ankaragücü'ne, Kartal'a, Beşiktaş'a ve sayamadığım onlarca kulübe proje karşılığı milyonlarca YTL altyapı yardımında bulunması doğal mıdır?
Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in "Kulüpler gereğini yapmazsa ben yaparım" mesajı, yasanın verdiği yetkiyi kullanmak mı, yoksa aba altından sopa göstermek midir?
Bursaspor Basın Sözcüsü Ahmet Genç'in, "Bursaspor Kulübü Ak Parti'nin borazanı değildir" şeklindeki şok çıkışı, Levent Kızıl'a durduk yere kafa tutmaya mı kalkmaktır?
6 sezon önce Samsunspor'u deplasmanda 3-1 yenip şampiyon olan Fenerbahçe'nin maçta şike yaptığı iddialarının zamanlaması, bunca yıl suskun kalan vicdanların aniden rahatsız olması mıdır?
Özhan Canaydın'ın bir dönem daha Kulüpler Birliği başkanı olma isteği, yarım kalan işlerini tamamlaması, Seyrantepe projesinin sonuçlandırılması ricası mıdır?
Hepsi de temiz olmadığını düşündüğüm bu oyunun birer parçasıdır.
Beyler sanıyor ki milletimin aklı olup bitenlere yetmiyor.
Senaryoyu yazıp oynayanlar zeka küpü..!
Lidersiz muhalefet
Ulusoy muhaliflerinin imza kampanyası ilk günkü şevkle olmasa da devam ediyor.
Yasal sınırda toplanacak imzaların olağanüstü genel kurula yeteceğini ancak federasyonu seçime taşımayacağını bilen grubun en büyük sıkıntısı, henüz bir "liderlerinin" bulunmayışı.
Şu hale bakın...
Tarihe kayıt düşülecek bir mücadeleye giriyorsunuz ve kimin peşinden gideceğinizi bilmiyorsunuz!
Soruyoruz;
"Hedefiniz ne?"
"Haluk Ulusoy gitsin."
"Peki yerine kim gelecek?"
"...."
"Başkan adayınız kim?"
"Şu an yok... Ama Şenes Erzik beye tekrar rica edeceğiz... Mutlaka gelmesi lazım."
"Kabul etmezse?"
"...."
"Bugüne dek lidersiz kazanılan bir savaş gördünüz mü?
"...."
"Son genel kurulda Ayhan Bermek'in karşısına Ulusoy değil de bir başkası çıksaydı seçimi kazanabilir miydi?
"Haklısın... Ulusoy'un adı kazanmasına yetti..!"
Yani ne pahasına olursa olsun yok etmek istediğiniz Ulusoy'un yerine bir başkan adayınız, sizi zafere taşıyacak bir lideriniz, futbol politikanız, alternatif projeleriniz, profesyonel kadrolarınız yok...
Ancak kelle koltukta savaşa gidiyorsunuz...
Ne kadar inandırıcı olabilirsiniz farkında mısınız?
Yaptığınız işin bireysel bir kavga olmadığını kamuoyuna nasıl anlatabilirsiniz düşündünüz mü hiç?
Kusura bakmayın ama...
Türk futbolunun kurtuluş reçetesi bu değil.
Üstelik beklentilere yanıt verecek yeterlilikte bir ekibin varlığına başta siz inanmıyorsunuz ki insanlar umutlansın.
Bu üçlüye dikkat!
Rövanş almayı kafaya koyan Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, geçen hafta başkentte ilginç bir "iş yemeği" yedi.
Vakıfbank'ın Çankaya'daki lokalinde, Şahin için protokol bölümünde ayrılan masada ünlü bir televizyon programı yapımcısı ile son genel kurulda Futbol Federasyonu başkanlığına aday olan işadamı vardı.
Şahin'in gece boyu ilgiyle dinlediği ve zaman zaman önerilerde bulunduğu bu şahıslar Ayhan Bermek ve Uğur Dündar'dan başkası değildi.
Ocak ayındaki genel kurulda Hasan Doğan ve ekibinin dolduruşuna gelen, seçimi kaybettikten sonra etrafında kimsecikleri bulamayan Bermek, bir kez daha futbolun "selameti" için kolları sıvamaya karar vermişti.
Etkileyici bir kadroyla kamuoyu karşısına çıkmaya hazırlanan Bermek, yakın gelecekte olağanüstü bir genel kurul yapılacağına öylesine inanmıştı ki, Uğur Dündar ile birlikte projelerini Bakan Şahin'e açmakta sakınca görmemişti.
Daha doğrusu, Şahin kanalıyla o güne kadar ulaşamadığı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "onayını" alabileceğini düşünmüştü. Bu yüzden de Uğur Dündar adı ayrı bir önem taşıyordu!
Bermek o akşam "Ekipte Hasan Doğan olmayacak" dese de, icazet istemenin bir bedeli olacağını bilecek kadar deneyimliydi.
Üstelik söz konusu şahıs Başbakan'ın aile dostu iken!
Bermek aynı hatayı tekrarlayacak mı? Bekleyeceğiz.
Uzatmayayım.
Bu iş yemeği bir gerçeği asla unutmamamız gerektiğini gösterdi.
Olası bir seçimde futbolun patronluğuna soyunacak adaylar, uğramaları gereken adresi bilecekler.
Bilecekler ki, Ulusoy'un durumuna düşmesinler.
Eeee.
Kimse kızmasın, etme bulma dünyası bu!
Biz istediğimiz kadar siyaset futbola, futbol siyasete bulaşmasın diye bas bas bağıralım...
Değiştirilemeyecek olan realite, onların birbirlerinin kolunda mutlu mesut yaşadıklarıdır.